22 Mayıs 2017 Pazartesi

GÖNLÜM / Orhan Seyfi ORHON











Benim gönlüm bir kelebek
Dolaşıyor çiçek çiçek.
Tükenecek ömrü böyle
Çırpınarak, titreyerek

Ne şerefli bir adı var,
Ne bir büyük maksadı var.
Her gün biraz zedelenen
İki ipek kanadı var!

Sabırlıdır, gözü toktur,
Zavallının derdi çoktur.
Yorulunca konacağı
Bir yuvası bile yoktur.

Her şey ona karşı durur:
Güneş yakar, kış dondurur.
Bazı tutar kanadından
Bir fırtına yere vurur.

Benim gönlüm bir kelebek
Dolaşıyor titreyerek.
Zavallının bir baharlık
Ömrü böyle tükenecek!


10 Nisan 2017 Pazartesi

DAĞLAR / ERDEM BAYAZIT











Burçlarında ceylân taşıyan yücelere ey
Ayın hüzün saati gözlerinden
Kuytu yerlerine sümbüller dökülen
Nergisler açan eteklerinde
Göklerden muştular indiren güvercinleriyle
Dorukları bembeyaz yaşmaklarıyla
Güneşe uzanan ağaçlarıyla
Zamanı hiç geçmeyecekmiş gibi donduran
Ey bir yanıyla derin sulara dayanan
Ey dağlar nerdesiniz ey.

Kim bizi senden koparan
Hangi ses çağıran bulvarlara
Dengemizi bozan intihar vitrini bulvarlara

14 Mart 2017 Salı

SULTAN / CAHİT ZARİFOĞLU










Seçkin
Bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı dil

27 Şubat 2017 Pazartesi

HE / ASAF HALET ÇELEBİ












vurma kazmayı 
                        ferhâaad


he'nin iki gözü iki çeşme
                                 âaahhh


dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
                              ferhâd


ejderha bakışlı he'nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı


kasrında şirin de böyle ağlıyor
                                          ferhâaad


20 Şubat 2017 Pazartesi

TAŞ GAZELİ / OSMAN SARI











I.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin

Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin

Anne seninle bağrın döğer gider mi acı
Hanidir Ferhad'dan aldığın ders taş senin

Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili
İşitmez oldun beni kalbin taştan taş senin

Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni
Bana güldür çiçektir attığın her taş senin

Gözünü dikme taşa işte parça parçadır
Şimşektir bir bakışın dayanır mı taş senin

Deprem değildir dağı ve beni sarsan
Bir bakışındır komaz taş üstünde taş senin

Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu leyla
Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş senin

II.
Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin

Ülkendir taş ve beton bu yanlışkent
Her gün bir yanın biraz daha taş senin

Taş alanlarıdır taş insanları taşır bir
Nereye gelsen ey aşk karşında bu taş senin

Uygarlığı taşla taşımak çağlar üzre
Kolların bu denli güçlü müdür taş senin

Bir taş devridir ama bağışla beni
Niçin bunca geldim üstüne ey taş senin

Bir İbrahim bıçağı ikiye biçer taşı
Sevgili nasıl kırdı kutlu dişin taş senin

Ölüm bir kasırgadır çevirir seni beni
Nedir kucağında kocaman bu taş senin

III.
Bir bir yürürlükten kaldırılıp çürümüş devrimleri
En gürbüz bir devrimi dikmek yerine taş senin

Nereye koysam seni söyle ey yüreğim
Bir gün beni ele verir bu güçlü atış senin



6 Şubat 2017 Pazartesi

VARSA YOKSA / ÖMER LÜTFİ METE













Güzel dolu, âlem dolu
Havva dolu, Âdem dolu
Her yer dolu, her dem dolu
Boşluk senin yüreğinde

Sen bir bakımlı saraydın
Nicedir bakmaktan caydın
Gündüz aydın, gece aydın
Loşluk senin yüreğinde

Yazıyla örülü çevren,
Okumayı bir denesen;
Şen fıkradır koca evren;
Başlık senin yüreğinde

Biraz tüyce, biraz külçe
Ayağını sürçe sürçe
Uçacaksın küçük serçe
Kuşluk senin yüreğinde

Uçar gider gam kasvet
Aşk ile bir kere seyret
Enginden gelecek davet
Hoşluk senin yüreğinde


29 Ocak 2017 Pazar

ARKADAŞ DÖKÜMÜ / BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU














Evvela dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız
Arkasından birer birer arkadaşlarımız
Şu canım dünyanın orta yerinde
Yalnız başına, yapayalnız
Kırılmış kolumuz, kanadımız

Tatlı canımızdan usanmışız
Bir şüphedir sarmış yüreğimizi
Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi
Bir şüphedir demir atmış ciğerimize
Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi
Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun
Bir çalım bir kurum hepimizde
Nereden inceyse oradan kopsun

Bu canım dünyanın orta yerinde
Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize
Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar
İşte: Hamsiler sürü sürü,
Arılar bölük bölük geçer,
Leylekler tabur tabur

Ya bizler? Eşref-i mahlukat!..
Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz.

Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur
Bizler sürü sepet
Yalnız birbirimizi öldürmüşüz...